Ülkemizde Çocuk Sağlığının Durumu

Çocukların sağlık durumlarının değerlendirilmesinde dikkate alınması gereken gösterge ve değerler vardır.Çocukların sağlık durumlarının değerlendirilmesinde dikkate alınması gereken gösterge ve değerler vardır.

Ülkemizde Çocuk Sağlığının Durumu
 
 Geçmiş yıllarda Türkiye nüfusunun ağırlıklı olarak kırsal bölgelerde yaşadığı bilinirken, son yıllarda nüfusun %70’inin kentsel bölgelerde yoğunluk kazandığı belirlenmiştir. Türkiye’de çocuk sağlığının durumu, bölgeler ve kentsel yaşamın çocuklara getirdiği fırsatlar, engeller ve sorunlarla ilişkilidir. Türkiye’de çocuk nüfusu incelendiğinde genel nüfusa oranla çocukların oldukça önemli bir sayıda olduğu tespit edilmiştir.
 
 
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemine göre Türkiye nüfusu 2010 yılında 73.722.988 iken, 2012 yılında 75.627.384 olarak bildirilmiştir. Bu nüfus içinde 0-14 yaş grubundaki çocukların oranı 2010 yılında%25.6, 2011 yılında %25.3, 2012 yılında ise %24.9 olarak belirlenmiştir. 2011 yılında binde 13.5 olan nüfus artış hızı 2012 yılında binde 12’ye düşmüş ve 0-14 yaş grubundaki çocuk oranı azalmıştır. Türkiye nüfusunun yaş dağılımı, geçmişte yüksek doğurganlık deneyimi olan, ancak yakın zamanda hızlı bir doğurganlık düşüşü yaşayan ülkelerin belirgin özelliklerine sahiptir. Nüfus piramidinin tabanında görülen daralma Türkiye’de doğurganlık hızı düzeyindeki azalmayı göstermektedir.
 
Ekonomik kalkınma, kentleşme ve kız çocuklarının eğitim düzeyinin artması, doğurganlıkta azalmayı da beraberinde getirmiştir ve nüfus içinde 0-4 ile 5-9 yaş gruplarının payı düşmeye başlamıştır.
 
 
Mortalite (ölümlülük) istatistikleri toplumda çocuk sağlığının düzeyinin belirlenmesinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bebek ölüm hızı, bir ülkedeki çocuk sağlığının yanı sıra genel sağlık düzeyini ölçmek ve verilen sağlık hizmetlerinin etkinliğini değerlendirmek için kullanılan en önemli ölçütlerden biridir. Ayrıca bebek ölüm hızı, bir ülkedeki sağlık bakım düzeyini diğer ülkelerle karşılaştırmak ve yıllara göre değişimi izlemek için kullanılan geleneksel bir standarttır.
 
Ülkemizin en önemli sağlık sorunlarının başında bebek, çocuk ve ana ölüm hızlarının yüksek olması gelmektedir. Bebek ölüm hızı ve beş yaş altı ölüm hızı 1980’li yıllarda binde 121 ve binde 152 iken, 1990’lı yılların başında binde 53 ve binde 61’e gerilemiştir. Türkiye’de bebek ölüm hızı 1998-2003 ve 2003-2008 yılları arasında beş yıllık dönemde yüzde 48 azalmıştır.
 
Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması (TNSA) verilerine göre aynı dönemde beş yaş altı ölüm hızında yüzde 41 azalma olmuştur. Ülkemizde bebek ve beş yaş altı ölüm hızlarının 2000’li yıllarda daha hızlı bir şekilde azaldığı görülmektedir. TNSA 2008 verilerine göre bebek ve beş yaş altı ölüm hızları sırası ile binde 17.6 ve binde24’e düşmüştür. Sağlık bakanlığı 2010 verilerine göre bebek ölüm hızı 10.1, beş yaş altı ölüm hızı 13 olarak bildirilmiştir.
 
 
Ülkemizde çocuk sağlığı annenin doğumdaki yaşı, eğitim seviyesi, doğumlar arası geçen süre, doğumların yapıldığı yer, yaşanılan yerin kırsal bölge olması gibi değişik faktörlerden etkilenmektedir. Yirmi yaşından önceki ve kırk yaşından sonraki gebelikler, bebek ölümlerini önemli ölçüde yükseltmektedir. Anneleri 20-29 yaş grubunda olan çocuklar arasında ölüm hızları en düşük düzeydedir. TNSA 2008’de bebek ölüm hızı 20 yaşından daha genç ve kırk yaşından daha yaşlı annelerin bebekleri arasında belirgin bir biçimde yüksektir. Annenin doğumda çok genç ya da yaşlı olması bebek ölüm riskini artırmaktadır.
 
Annenin eğitimi, bebek ölümlerini belirleyici önemli bir değişkendir. Annenin eğitim düzeyi ile çocuğun ölüm riski arasında negatif bir ilişki vardır. Bu durum annenin eğitimle birlikte beslenme, kontraseptif (doğum kontrol yöntemleri) kullanımı, doğum öncesi bakım ve aşılanma gibi konularda daha fazla bilgi sahibi olması ile ilişkilidir. TNSA 2008 verileri doğum sonrası ölümlerin, annelerin eğitim düzeyi arttıkça çok hızlı bir şekilde azaldığını göstermektedir.
 
Gelir dağılımındaki farklılıklar nedeniyle, ülkemiz nüfusunun en az beşte biri, diğer bir değişle nüfusun %20’si yoksulluk sınırı içindedir. Türkiye’de yoksulluk oranı %18.8’dir. Yoksulluğun en önemli sonucu bebek ve çocuk ölümlerini artırmasıdır. Yoksulluğun bebek ve çocuk üzerine etkisi, yetersiz beslenme, enfeksiyon hastalıklarının yaygınlığı, temiz içme suyu ve kişisel hijyen sorunu, kalabalık aile yaşamı ve sigara içimi gibi olumsuz ev içi koşullardır. Ailelerin yarısı gerektiğinden fazla, dörtte biri gerektiğinden daha az kalori ve protein almaktadır. Türkiye yıllardır yoksulluktan kaynaklanan ve özellikle çocukların karşı karşıya oldukları yetersiz beslenme sorunu ile mücadele etmektedir. TNSA 2008 sonuçlarına göre beş yaşın altındaki her 10 çocuktan biri bodur (yaşına göre kısa) ve bu çocukların üçte biri de ciddi şekilde bodurdur. Beş yaşın altındaki çocukların %3’ü ise düşük ağırlıklıdır.
 
Türkiye’de emzirme çok yaygındır ve çocukların tamamına yakını belirli sürelerle emzirilmektedirler. Buna karşın doğumdan sonraki dönemde anne sütü ile beslenmeye başlama oldukça geçtir ve ek gıdaya çok erken yaşlarda başlanmaktadır. Yaşamın ilk ayında bebeklerin %69’u yalnızca anne sütü ile beslenmektedir. Bebek 2-3 aylık olduğunda sadece anne sütü alma oranı %42’dir. Ayrıca yanlış ek gıda başlanması, anne sütü ile beslemeye başlamadan önce su ve şekerli su verilmesi, annelerin doğum öncesi dönemde anne sütü hakkında yeterince bilgilendirilmemesi, biberon kullanımının yaygın olması gibi sorunlar da devam etmektedir.
 
Bağışıklama hizmetlerinde temel amaç; toplumda, özellikle bebek ve çocuklarda aşı ile korunulabilir hastalıkların ortaya çıkışını engellemek, dolayısıyla bu hastalıklardan kaynaklanan ölümlerin ve sakatlıkların önüne geçmektir. Türkiye’de 15-26 aylık çocukların %80.5’i tam aşılıdır. Türkiye’de uygulanan Genişletilmiş Bağışıklama Programı kapsamında Boğmaca, Tetatoz, Kızamık, Kızamıkcık, Kabakulak, Suçiçeği, Tüberküloz, Poliomyelit (Çocuk Felci), Hepatit A, Hepatit B ile Hemafilus influenza tip b’ye bağlı hastalıkların ve bu hastalıklardan kaynaklanan bebek ve çocuk ölümlerinin ve sakatlıkların engellenmesi hedeflenmektedir.
 
Dünya Sağlık Örgütü’nün hesaplamalarına göre Türkiye nüfusunun %12’sinin engelli olduğu tahmin edilmektedir. Bu saptama, Türkiye’de 3 milyon engelli ya da özel gereksinimi olan çocuk olduğu anlamına gelmektedir. Fiziksel engellilik Türkiye’de 5-12 yaş arası çocuklarda binde 67 sıklığında görülürken, nüfusu Türkiye ile aynı olan ancak koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygın olduğu İngiltere’de bu değer binde 12’dir. Türkiye’de akraba evliliklerinin sık olması, bebeklerin kundaklanması ve kazalar çocuklarda fiziksel engelliliğin sıklığını artıran nedenler arasında yer almaktadır. Engelli çocukların eğitilmesi onların kendi yaşantılarını sürdürmeleri açısından çok önemlidir. Ülkemizde engelli çocuklar arasında okula gidenlerin oranı yalnızca %2’dir. Engelli kız çocukları arasında bu oran daha da düşüktür.
 
Eğitim sorunu tüm sektörleri ilgilendirmektedir. Burada çocuk gelişimcisine de önemli görevler düşmektedir. Çocuğun sağlıklı büyüme ve gelişmesinin izlenmesi ve büyüme gelişmedeki sapmaların erken tanılanması evde ve kurumlarda çocuğun gelişiminin desteklenmesinde aile çocuk sağlık çalışanı üçgeninde iş birliğinin sağlanması önemlidir.
 

 

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

SON DAKİKA HABERLER

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık